''Devlet adamı gerçek bir devlet adamı niteliğindeyse gelişinden değil, gidişinden bellidir'' denir.
Bugün 10 Kasım...
İşte o gün Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm haberi duyulduğunda her evde, her mahallede, her köyde adeta biri ölmüştü.
Kentler, kasabalar ve köyler ağladı ve yaslıydı.
Sonra ve sonraları nasıl oldu tam bilinmez!..
O yas tutan, ağlayan insanların kimi torunları Atatürk'ün kurduğu ve yaşattığı yüce değerler, çok önemli kurumlar yok edilmeye çalışıldığında ve cumhuriyet zorlandığında onay vermekten çekinmediler bunlar!..
Mustafa Kemalin askerlerinin içinden çıkan bazıları da O'nu ve eserlerini yok etmeye kalkanlara karşı koymayıp, biat ettiler.
Daha da ileri gidip bazı kurumlardaki ''Gençliğe Hitabesini'' indirmek isteyenler bile oldu.
Ankara'ya, başkentlilere armağan ettiği çiftlik adeta tarumar edildiğinde, bu duruma bile bir ses çıkmadı başkentten!..
Kendi kurduğu partisine ihanete hazır bekleyenler, emperyalist görevi yerine getirmek adına partiyi parçalamaya kalktılar ve o koltuğa birileri tarafından tekrar oturtuldular.
Enteresandır!..
Ne yaparlarsa yapsınlar.
Her şeye karşın O'nu öldüremediler.
Öldüremeyecekler...
Ülkenin içinde olduğu bu zor günlerde ulus olarak Mustafa Kemal Atatürk'ü çok özlüyor ve daha çok ölümsüzleştiriyoruz.
Ankaralılara benim imrendiğin tek bir konu var o da;
''Her an, her zaman Anıtkabir'e gidip Ata'yı ziyaret etmek, Onunla konuşmak, dertleşmek şansına sahipler.''
Yaşamım boyunca unutamadığım, bende iz bırakan bir Anıtkabir ziyaretim Ankara Tıp Fakültesinde öğrenciyken gerçekleşmişti.
28 Mayıs 1960 günü fakültemizin bahçesinde toplanmış, hocalarımızla birlikte beyaz önlüklerimizle Cebeci Dikimevi semtinden Anıtkabir'e olan kilometrelerce yolu marşlarla yürüyerek Atamızın huzuruna çıkmıştık.
Bayraklarla donatılmış Ankara'nın bulvar ve caddelerinden geçerken alkışları, balkonlardan atılan karanfilleri unutmadım. Unutamadım.
Sonsuza kadar sürecek bir sevgidir Atatürk sevgisi.
Bitmez...